Now Playing Tracks

Günbatımı

Yaşamak. İşte şu dile kolay, kalbe zor eylem. Öyle ki aldığın her nefes için gözünden yaş gelircesine acıdığın günler de olmuştur.Zamanı saatin tik taklarıyla ölçmeye çalışan akla hep şaşmışımdır. Damarlarında ritm tutuyorken zaman.

Gün batıyor, yürüyorum. Gittikçe yaklaşıyor gibiyim ufka, her adımda yeni bir renk daha keşfediyorum gökyüzüne dair. Kızıl ve mavi dans ediyor bulutlarla. Bulutlar, pembe. Bugs Bunny her an elimden tutup çekiverecek beni bulutlara.

Sağ yanımda akan trafik, solumda sahil, yolu yürüyen insanlar onların yanı deniz… İzmir’deyim.Geride bıraktığım yol karanlık gece çöküyor şehre, onun da güzelliği ayrı. Asfalta kur yapan sarı sokak lambaları. O sarıda bir şey var yalnız, kötü bir taklidi gün batımının. İnsan eliyle yapılan her taklit gibi başarısızlığa mahkum.Yalnız yine bir şey var ki o sarıda sıvası dökülmüş pürüzlü betonları, toz toprak içindeki kaldırım taşlarını öyle bir hüzne boyar ki o sarı, üzerinden geçenlerin hikayesini anlatır.

Yürüyorum. Fonda Yann Tiersen. Bu yeteneğe borçluymuşçasına notalara basar gibi yürüyorum ben de. Ellerim toz tanelerine nota muamelesi yapıyor.Şu an diyorum burda ölsem, mutlu; hiç üzülmem diye düşünürken köşeyi dönüyorum ve çok daha geniş bir açıdan görüyorum bu güzel manzarayı. Mutlu oldum diye de bırakılmazmış yaşamak diyorum, demek ki.

Hiç yola çıkmamış birinin gözünden; Yol

Aradığını burada bulamayanların, başlangıç ve bitiş’le çizgilenmiş hayatlarında bulmaya değer bir şeylere dair umudunu yitirmemesiydi belki de yol. Hatta hayatın aramak-bulmak dışındaki müthiş anlamını keşfetmiş hazine avcılarıydı yol alanlar. Yaşamak sadece yaşamaktı işte. August Rush’daki o ünlü replik gibi. İçinde bulunduğu andan tek beklentisi bulunmak olan insanlar.İliklerine kadar bulunmak.

Hani orda burda kullanarak ortalık malı ettiğimiz çok değerli sözler var ya, kullanılmaktan kararmış gümüşe benzetirim ben onları. Popülerleşmenin hazin sonu. Her neyse yine böyle bir çok değerli bir klişe vardır: Hayat sen planlar yaparken başından geçenlerdir. Bu farkındalıkla yaşayan insanların aklına gelen tek seçeneğin yol olması da hiç şaşırtıcı değil.Çünkü en ‘yaşayabileğin’ yer yoldur dünya üzerinde. Aslında yola çıkmak başına gelecek şeyleri beklemek yerine umut etmeyi bir kenera bırakıp onları bulmaya çıkmaktır.

Başladım Jack !

Hastayım. Bütün gün hiçbir şey yapmadan yattım tam anlamıyla. Hem de şu sıralar hayatımın en önemli olayı haline gelmiş olan büyük sınava bir hafta kala. Beynim uyuşuk. Acı, var olduğu bile kanıtlanamayan ruhumun tamamının sarmış durumda. Ruh. Zaman. Belki anlayamadığımızdan zaten anlatamadığımızdan hayatın bütününün onları açıklamak olduğunu düşünüyoruz. Belki ben öyle düşünüyorum. Özgürleşmek daha fazla acıyı göze almaksa razıyım. Belki ağlayıp mız mızlanırım ama bir köşeye sinip hiç geçmeyeceğini düşünmekten iyidir. Belki yine seçtiğim yolda hiç geçmeyeceğini düşünmekten başka çarem kalmayacak. Kötü. İğrenç. Ve hala belirsizlik korkutuyor beni. Yine mi başa diyorum. Yine mi ? Ne bileyim ya ne bileyim. Beynimi kemiren sesler. Beyni kemirilmiş insanlar tarafından çıkarılan. Ve arkama bakmadan kaçmak istiyorum. Basitlikten. Huzurlu olduğu düşünülen geleceğimden. Çırpınışlar. Toplumsal kurallar, aile ve çalışmak üzerine. Sadece yaşamak istiyorum be. Yaşamak, içini doldurarak.

Huzurlu Kusursuz Daireler

Bir ailem var benim. Beni “buralara” getirmek için didinmiş, çabalamış… Doğal olarak bir beklenti söz konusu; tabi her modern ailede olduğu gibi dile gelmeyen.Bunun için kızmıyorum onlara, kızamıyorum da olabilir. Sınırlarımız var bizim yine her modern ailede olduğu gibi, hiç konuşulmadan belirlenmiş ve hiç konuşulmadan yürürlükte olan. Bir problem çıkıyorsa eğer, birisi bir yerlerde sınırları genişletmek istemiştir biraz. Toplum tarafından ayıplanmamak için bize verilen kusursuz dairenin dışına taşırmadan yaşamalıyız hayatlarımızı. Zorlanmış sınırlar eğri büğrü bir daire anlamına gelir ve bu çok ayıptır. Kusursuz bir döngüde yaşamamış olmak kocaman bir ayıptır onlar için. Görebilmek için dışarı çıkmaları gerektiğini söylersin ama seni duyamazlar bile.Kusursuz daireler huzurlu izolasyonları beraberinde getirir.

Kaybolmuş durumdayım.Getirilip bırakıldığım buralar hakkında hiçbir fikrim yok. Gelip gelmeyi isteyip istemediğimi yeni sorguluyorum; ama çoktandır buradayım. Bundan sonra gitmek istediğim yeri sorgulamak daha akılcı. Tanrı bana bütün bunları verdi ve bir kullanım kılavuzu bile bırakmadan sadece tüm bunlara sahip olduğum için çok şanslı olduğumu söyleyerek gitti. İçimden tekrarlayıp durdum bunu bir mantra gibi. “Tüm bunlara sahip olduğum için çok şanslıyım.” Gerçek şanslar yaratabilmek için en gerekli şeyin hiçbir şeysizlik olduğunu unutmuş olmalıydı Tanrı. Sahipsizlik ve başıboşluk. Düşünebildiğim en büyük özgürlük.

Sel

Gözlerimi kapatıp derin bir nefes alıyorum, parmaklarım geziniyor klavyede. Minik bir ürperti, çok da zor değil nefesimin havada buğu yaptığı bir gecede soğuk tırabzanları hayal etmek parmaklarımın ucunda. O eşsiz manzara ve bulutsuz gece karşısında büyülenmiş bakarken düşlemek kendimi. Her nefesimde kömür ya da egzoz değil de, ferah çim kokusu çekmek içime. Hayal, huzur. Hangisiydi karıştırdım, huzur koşarak uzaklaşırken çok sevgili hayatımdan.

Yazmaya da çekiniyorum artık. Kelimelerin içini boşaltmaktan korkuyorum. Yaşamak yerine yazmaktan korkuyorum. Yaşamak istiyorum, çantamı alıp gitmek.Az kaldı diyor herkes, biraz daha. Tamam diyorum ben de, zaten alıştım. Yanlış anlaşılmasın kabullenişim, mantığa boyun eğmek değil bu. Ben zaten çok nadir duyarım mantığımın sesini; hiç konuşmamasından mı yoksa hiç susmamış olmasından mı bilemiyorum orasını tabi.

Nedir sağlıklı olmak ya ? Sağlıklı düşünmek diye bir şey var mı sahiden ? Düşünme eylemini tam anlamıyla- hakkıyla da demiyorum bakın o daha bir yürek işi çünkü-gerçekleştiren bir insanın sağlıklı kalabilmesi diye bir olay var mı ? İzin verin, sağlıklı olmak da göreceli değil mi ? Toplumun sağlıklı olarak gördüğü düşünceler değil mi sonumuzu hazırlayan ? Bana dokunmayan yılan bin yaşayın diye diye bu hale gelmedik mi, sana soruyorum ey insanlık ! Akıllı olmak> bencillik ? Var mı böyle bir matematik ? Demek matematiği bu yüzden sevemedim ben; rakamların, hesapların olduğu yerde insanlık kayboluyor demek ki.

To Tumblr, Love Pixel Union